SONUNDA
Bir insan kaç sevdayı ve aşkı kaybedebilir ömründe;
Yahut kaç insan kayıp gidebilir
kum gibi parmaklarının arasından?
Birilerinin yokluğu hissedilmeden bilinmez.
Yokluğu tatmak zordur.
"Tattım 'onların' yokluğunu, bilirim".
Sonra yokluktan geçerim de nefreti selamlarım..
Bir nefreti barındırmak içinde,
Yokluktan daha zordur esasında.
"İliğime kadar işledim nefretlerini içimde, bilirim".
İnsanlar,
Anca hissizliğinin başladığı noktada,
Gönlünün soğuduğu gerçeğinde
Kayar gider kum gibi parmaklarının arasından.
Ben onların yokluğuna alışmayı da
Nefretlerini içimden atmayı da bildim.
Kısaca gönlümü soğuttum elbet;
Sonunda.
-Damla
RUHLARA İNANMAK
Ben ruhlara inanıyorum..
Özellikle siyah elbiseli kadınların ruhlarına.
İncecik boyunları, karanlık yüzleri var;
Bir de upuzun tırnakları bu kadınların.
Bir baksanız aynada tam arkanıza..
Görürsünüz onun ruhunu.
Cadı derlermiş rivayetlerde bu kadınlara;
Cehennemi layık görürmüş insanlar;
Ateşte yanan bu kadınların sözde "lanetli" ruhlarına.
"İnanamıyorum..!"
Oysaki ne de güzeller siyah elbiselerinin içinde..
İyice güzelleşmişler "büyü"ler ile de.
Uykumdan uyanıyorum siyah geceliğimin içinde.
Bir sigara yakıyorum.
Ben ruhlara en çok da böyle gecelerde inanıyorum.
Ölümün aynası cehennem, en azından bunu biliyorum.
Boşuna değil inancım benim:
Rüyalarımı istemsizce kendim "cadılar" ile donatıyorum.
Onları karanlık bir çağda yakan insanların zalimliğini hissediyorum sigaramı içerken.
İnsanlardan biri de benim...
"Zebaniler kavuşturacak o kadınlar ile zalim insanları tekrar" diye geçiriyorum içimden yüzüme su çarpıp ve kafamı kaldırıyorum.
Saat tam 03.30
...
Mezardan yükseldi bir çığlık;
Kahkahayı bastı aynada arkadamda duran cadı.
"Zebaniler, alın götürün şu kadını geri!"
...
Sonunda gitti yakılasıca..
Ruhlara inandığımı söylemiş miydim..?
-Damla
NEREDEN
Geçmişime bakıyorum..
Kendi gözlerimden değil,
Bir kedinin gözlerinden.
Kara bir kedi.
(Batıl bir inancın zerresinden)
Anlam veremiyorum..
Nedir bu denli uğursuz kılan
Yaşanmışlıklarımı?
Yaşanmışlıklarıma bakıyorum ardından;
Kendi irademden değil,
Utancımın penceresinden.
Utanç açılıyor bir pencereden.
(Duyguların belki de bir zerresinden)
Anlam veremiyorum..
Geçmişime,
Yaşanmışlıklarıma,
Bu tenime sinen utanca!
Pencereyi açayım da bir nefes alayım..
(Kurtuluşum küçük bir pencereden)
Yine de bakıyorum..
Pencereden dışarıya.
Kara kediyi görüyorum;
Kara kedinin gözleri bende;
Benim gözlerim de onda kaybolmuş.
(Geçmişim kara kedinin gözlerinden)
-Damla
İSTEKLER
Ben sevmek istemiyorum kimseyi bayım! Ben sizi tanımak, sizinle bir şiirin birkaç dizesi olmak belki de içten içe dokunmak istiyorum size. Fakat sevmek istemiyorum sizi.. Sevmelerin samimiyetine inanmam çünkü ben. Sonu olan olay örgülerinin her bir saniyesini doyasıya yaşamak fakat bitişlerini görmek istemem. Acılarımı ve yalnızlığımı size göstermeye razı çıkarım fakat onlara dokunmamanız için de içimden dua ederim. Belki size şarap içerken eşlik ederim. Lakin daha fazlasını istemeyin benden, olur mu? Bilirim ki isterseniz giderim. Niye gidersin, diye de sormayın. Ben bir bedene yahut bir kalbe bağlı yaşayamam; mazur görün beni. Bağlanmanın o boğucu kefesine beni yalvarırım hapsetmeyin.
-Damla
“NEYİ MADAM?”
Sigaramın dumanında,
Bir bulutun çaresizliği kuşatılmış..
Bir gözyaşı
Tutturmuş bana geçmişimi;
Söyleyiverin yapmasın.
Geçmişimin afilli acılarına
Çelme takasım varsa da olmaz.
Yapamam, dedim.
Unutamam, ağlarım.
Ağladım da.
Gökyüzüne uçmak isterken kaybettim
Gözyaşımı, benliğimi.
Benliğimi getirin bana
Ben olmadan yaşadım.
Devam ediyorum;
Bulacağım!
"Neyi madam?"
-Damla